is hayatinda kimler kazanir

Bekleyenler mi, zamana bırakmadan yola çıkanlar mı?

İş hayatında bazen iki farklı yaklaşım arasında kalıyoruz.

Beklemek… Doğru zamanı, doğru fikri, doğru sunumu, doğru stratejiyi beklemek.

Ya da…

Yola çıkmak. Bir fikir geldiğinde heyecanlanmak, “Nereden başlayalım?” demek, “Kimleri arayalım?” diye düşünmek ve belki de henüz her şey hazır değilken ilk adımı atmak.

Her ne kadar ticari deneyimleriniz yıllar içerisinde bu iki yaklaşımı da size öğretsede, zihniniz yine kendiniz gibi kararlar almaya devam ediyor.

Ben sanırım çok bekleyenlerden değilim.

Ben heyecanını işe dönüştürmek için hemen yola çıkanlardanım.

Bir fikir geldiğinde aklımdan genellikle aynı sorular geçiyor:

Nereden başlayalım?Kimleri arayalım?Nasıl anlatalım?Hızlıca bir sunum hazırlayalım…

Bazen gerçekten işe yarıyor.

Çünkü bazı fırsatlar beklemiyor.

Ama yıllar geçtikçe şunu da öğrendim:

Her şeyin hemen olması gerekmiyor.

İyi bir sunum için biraz beklemek gerekebilir. İyi bir strateji için zaman vermek gerekebilir. Bir fikrin gerçekten doğru fikir olup olmadığını görmek için bazen geri çekilip düşünmek gerekebilir.

Yani belki de mesele beklemek ya da harekete geçmek değil.

Asıl mesele;

Ne zaman bekleyeceğini, ne zaman harekete geçeceğini bilmek.


Peki ya çalışan olarak düşündüğümüzde?

Ben çalıştığım işyerlerinde de böyleydim.

Fikir üretir, heyecanlanır ve bir an önce sahaya çıkmak isterdim.

Çünkü bir fikrin sadece konuşulmasının hiçbir şeyi değiştirmediğine inanıyorum.

Hareket etmek gerekiyor.

Bugün ise kendime başka bir soru soruyorum:

Çalışanlar bugün heyecanlarını sahaya ne kadar aktarabiliyor?

Bence burada biraz durup düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü bir çalışanın heyecanı, aslında bir şirketin en değerli kaynaklarından biri olabilir.

Bir fikri olan, bir şey denemek isteyen, “Bunu farklı yapabilir miyiz?” diye soran bir çalışan…

Belki henüz kusursuz değildir.

Belki fikri ilk seferde çalışmayacaktır.

Ama harekete geçme isteği vardır.

Ve bazen şirketlerin ihtiyacı olan şey tam da budur.

Çalışanlardan sürekli kusursuz sonuç beklemek yerine, onlara deneme alanı açmak…

Fikirlerini dinlemek…

Biraz inisiyatif vermek…

Ve en önemlisi, heyecanlarını kaybetmeden sahaya çıkmalarına izin vermek.

Çünkü iş hayatında sadece yöneticilerin fikirleriyle büyüyen şirketler değil, çalışanlarının heyecanını da büyütebilen şirketler daha güçlü bir kültür oluşturabilir.


Belki de asıl soru şu:

İş hayatında kimler kazanıyor?

Bekleyip doğru zamanı bulanlar mı?

Yoksa doğru zamanı beklemeden ilk adımı atanlar mı?

Benim bugün geldiğim noktada cevabım biraz farklı:

Kazananlar, ikisi arasındaki dengeyi kurabilenler.

Çünkü bazen hemen yola çıkmak gerekir.

Bazen de durmak, düşünmek ve doğru zamanı beklemek…

Ama ne olursa olsun, bir fikrin hayata geçmesi için bir noktada ilk adımın atılması gerekir.

Ben hâlâ heyecanlandığımda,

“Nereden başlayalım?”

diye soranlardanım.

Belki de yıllar içerisinde değişen tek şey şu:

Eskiden hemen yola çıkmak isterdim.

Şimdi ise nereye gittiğimizi bilerek yola çıkmanın değerini daha iyi biliyorum.

Ve galiba iş hayatındaki en güzel denge de tam burada başlıyor:

Heyecanını kaybetmeden düşünmek,düşünmekle yetinmeden harekete geçmek.


Lütfen Bekleyin